23 Eylül 2014 Salı

Sihir, Büyü Yapmak ve Burçlar

Sihirdeki esrarengizlik sebebiyle hakkı bâtıl, batılı hak; hakikati hayal, hayali hakikat; güzeli çirkin, çirkini güzel gösterme fikri hâkim olmakta ve bu yüzden dinimiz tarafından şiddetle yasaklanmış bulunmaktadır.Burçlar, Medyumlar ve Peygamberimiz(s.a.v) yapılan Sihir... Devamı için Tıkla...

14 Aralık 2011 Çarşamba 18:34
Sihir, Büyü Yapmak ve Burçlar
"Helak edici şeylerden (bulunan) Allah'a şirk koşmaktan ve sihirden sakının" (Buharî c.7, s. 29).

Sihir, sebebi gizli olduğu için, hakikate aykırı olarak tahayyül edilen göz boyacılığı ve hilekârlık yolunda cereyan eden bir şeydir. Esrarengizlik, sihrin sebebindeki gizlilik ve incelik zahiri bir câzibe, hile ve kötü maksat sihrin mâhiyetini teşkil etmektedir.

Sihir, muttarid sebepler hilâfına olarak bizzat Allah Teâlâ'nın dilemesiyle meydana gelen ve hârika sayılan işlerden değildir. Zira sihrin bir sebebi vardır. Ancak bu sebebin herkes tarafından bilinmemesinden dolayı harikaymış gibi hayal edilir.

Sihirdeki esrarengizlik sebebiyle hakkı bâtıl, batılı hak; hakikati hayal, hayali hakikat; güzeli çirkin, çirkini güzel gösterme fikri hâkim olmakta ve bu yüzden dinimiz tarafından şiddetle yasaklanmış bulunmaktadır.

İslam güneşi Mekke'nin ufuklarında doğmaya başladığı sırada, gerek Arap Yarımadasında gerekse diğer ülkelerde, sihir yapma ve yaptırma yaygın bir haldeydi. Kur'ân-ı Kerim bu zararlı işi yapmayı ve başkasına yaptırmayı haram kılmıştır.

Geçmiş zamanlarda ve bilhassa Hz. Musa ve Hz. Süleyman'ın peygamber olarak gönderildiği sırada büyücülük yaygın bir haldeydi. O devrin sihirbazları, halkın gözünü sihirle yanıltıp kalplerine korku salıyorlar ve inançlarını bozuyorlardı. İnsanlar arasında yayılan bu kötü alışkanlık, tıpkı bulaşıcı bir hastalık gibi, ictimai bünyeyi kemirmekteydi. İnsanlardan kimi koca ile karısının arasını bozmaya çalışmakta, kimi baba ile evlâdın arasını açmakta, kimi de kişinin arzu etmediği bir evliliğe sihir yoluyla zorlama yapmaktaydı. Yapılan büyünün tesiri ile sarsılan irade ve bozulan şuur sonucu üzücü olaylar meydana gelmekteydi.

Geçmiş devirde yapılan sihirlerin birçok çeşitleri vardı. Onlardan bir kısmını açıklayıp zamanımızda yapılan büyüler ile benzerliklerini tesbit etmek ve dolayısı ile bu gibi hareketlerden sakınmanın zorunluluğuna işaret etmek istiyorum.

Onlardan bir kısmı, semavi kuvvetler ile arz kuvvetlerinin mezci (karıştırılması) yoluyla meydana getirilen ve "Tılsım" adı verilen bir sihir yapmaktaydı.

Diğer bir sihir çeşidi de evham sahiplerinin ve nüfusu kevniyyenin sihridir. Bir takım şahıslar riyâ-zât, havâs ve saire gibi yollara baş vurarak ruh ilminin garip hadiseleriyle uğraşmaktaydı. Zamanımızda "manyatizma, hipnotizma ve fakirizma" diye isimlendirilen sihirbazlıklar bu kısma dahildir. Sihir çeşitleri arasında en fazla iğfal eden de bu kısımda yer alanlardır.

Sihirbazlığın başka bir türü de ruhlardan yardım isteyerek yapılmakta olandır. Buna "cincilik" veya "huddamcılık" adı verilmektedir. Bu gibi işlere kendisini kaptıranlar, bazı,havaslar ile cin taifesini teshir ve emrine ram ederek bir takım hadiseleri ortaya koymaktadırlar. "Ruhçu" ve "medyumcu" diye isimlendirilen ispritüalizmciler, bu çeşit sihirle uğraşmaktadırlar.

"El çabukluğu" adı verilen sihirbazlıktan fazla hokkabazlığa benzeyen bir şey daha vardır ki bunun esası hisleri yanıltmaktan ibarettir. El oyunları sergileyerek hisleri yanılttığı için buna "gözbağcılığı" adı da verilmektedir.

Sihrin insan aklı ve ruhuyla bedeni üzerinde büyük tahribatı olmakta ve bu zararlar yıllarca devam etmektedir. Hattâ bazı insanların ölümüne bile sebep olmaktadır. Yüce İslâm dini, büyü yapmayı ve yaptırmayı büyük günahlar arasında saymıştır. Günâh-ı kebâirden olan bir suçun afvı zordur.

Sihrin aile toplulukları üzerinde de büyük tahribatı olabilmektedir. Erkek ile eşinin arasını sihir yoluyla açan ve kuvvetli bulunan aile bağlarını koparanlar, diğer insanlara daha büyük zarar yapabilirler. Komşuların ve arkadaşların arasını bozmak için çeşitli bozgunculuk yapıp halkı birbirine düşürürler.Büyü yapan kimsenin sarsılan imanı ile birlikte insaf ve merhameti, ahlâk ve karakteri de sıfıra iner. Sihirbaz, derde uğrattığı kimsenin çırpınışlarından, delice hareketlerinden ve feryatlarından sinsi bir zevk alır.

Bu gün olduğu gibi geçmişte de sihirle iştigal edenler çıkmış ve insanları büyülemeye çalışmışlardır. Bu süflî davranışı bir hadîs-i şerifin meali ile açıklamak istiyorum;
Yahudilerden Lebîd b. Â'sam, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)e sihir yapmıştı. Onun tesiri ile rahatsızlaşan Resûl-i Ekrem, Cenâb-ı Hakk'a iltica etmişti. Acıyanların en merhametlisi bulunan Rabbimiz katından gelen ve adam suretine giren iki meleğin biri, Resûlüllah'ın baş ucunda, diğeri ayak ucunda durup "karşılıklı konuşma" tarzı ile durumu açıklamışlardı. Şöyle ki: Lebid bin Â'sam'ın tarak ve saç tarantısı ile büyü yapıp erkek hurmanın çiçek kapçığı içine koyduğunu ve bunu da Zervan kuyusunun içine bıraktığını haber verdiler.

Sabah olunca Resûlullah (s.a.v), ashâb-ı kiram ile birlikte bahsedilen kuyunun başına geldiler. Ashaptan bir adam girip kuyunun kapak taşı altından bu şeyi çıkardı. İçinde Allah Resulünün tarağı ve başının tarantısı olan saçlar vardı. Bir de mumdan bir timsal yapılmış ve ona iğneler batırılmıştı. Onda üzerinde onbir düğüm yapılmış bir yay kirişi de bulunmuştu. O sırada Cebrail (a.s)ın tarifine uygun olarak Felâk ve Nas sûrelerinin başından bir âyet okuyarak bir düğüm çözüyor, ikinci âyeti okuyarak diğer düğümü çözüyordu. Mumdan yapılmış timsâlin üzerindeki iğneleri çıkardıkça bir elem duyuyor, ondan sonra bir rahatlama oluyordu.

Ashâb tarafından "Bu adamı katletsen ya Resûlallah" denildi. Resûl-i Ekrem şu cevabı verdi: "Allah bana afiyet verdi. Onun Cenab-ı Hakk'ın azabından göreceği elem ve acı daha şiddetlidir" (Bakınız: Bu-hari c. 7, s. 29-30; Hak Dini Kur'ân Dili c. 8, s. 6355).

Sihirbazın kırılası eli nerelere ve kimlere kadar uzanabiliyor, kıyasını sizler yapınız. Sihrin büyük günahlar içinde şirkten sonra gelmesindeki hikmeti o zaman daha iyi anlamış olursunuz.

Sihirden korunmakla ilgili tavsiyeler ile bu bahsi tamamlamak istiyorum:

a) Muavvizeteyn (Felâk ve Nas ) sûrelerini okuyarak Allah Teâlâ'ya sığınmalıdır.

b) Âyet-ül-Kürsî'yi okumalı ve vücuda üzerine üflemelidir. Yatacağı zaman okuduğu takdirde şeytan o gece bu eve yaklaşamaz.

c) Bismilâhillezi lâ Yedurru maasmihi şey'un fil'ardı velâ fissemâi vehüvessemi'ulalim" demeyi ihmal etmemelidir.

Yıldız Falı, Sihir, Sahir, Arraf , Kahin , Medyum

Doğum tarihleri dikkate alınarak belirlenen burçların insana, maddi veya manevi bir tesiri bahis mevzuu değildir. Tarihte yıldızları ilah kabul eden kavimler gelip geçmiştir. Yıldız falı da, bu kavimlerin geliştirdiği bir sistemdir. Sihre ve telkine dayanır. Nitekim Fahredini Razi hazretleri Tefsiri Kebirinde, bununla alakalı olarak sunları kaydeder:

Yıldız falı, eski zamanlarda yaşamış Kestaniler ve Keldanilerin sihridir. Bunlar, yıldızlara tapan ve kainatı yıldızların idare ettiğini zanneden, hayırla şerrin, saadetle uğursuzluğun yıldızlardan olduğuna inanan bir kavimdir. Allah Teala, bu görüşlerini geçersiz kılmak ve mezheplerini reddetmek icin, onlara Hz. İbrahimi peygamber olarak gönderdi.(3/262)

Bu kavmin lideri Nemrut, kendisini yıldızların yeryüzündeki temsilcisi olarak tanıtmıştır. O tarihten itibaren yıldızların ilahlığını esas alan kültür, yıldız falı olarak devam etmektedir.

Çalınan malların, cinler vasıtasıyla yerini bildiğini iddia eden kimselere arraf denilir. Kahin ise, Kendisinin cinlerden bir dostu olduğunu, ileride olacak hadiseleri onun vasıtasıyla öğrendiğini iddia eden kimsedir. Halbuki cinler de gaybı bilmezler. Arrafların ve kahinlerin günümüzdeki ortak ismi, medyumdur.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, Her kim bir arrafa veya kahine gider de, onun söylediklerini tasdik ederse, bana indirileni inkar etmiş olur.(İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/429) buyurmustur. Fetavayi Bezzaziyede ise, Gaybı bildiğini iddia eden kimse de, kahine gidip onu tasdik eden kimse de kafir olur. hükmü kayıtlıdır.

Sihir mevzuuna gelince; Kuranı Kerimde Yahudilerin, Hz. Süleyman saltanatı sihir ilmi sayesinde elde etmiştir. O bir büyücüdür. diyerek iftirada bulunmaları üzerine, bu hususta bilgi verilmiştir. Sihrin sekiz ayrı şekli vardır. Hepsi için ortak bir hükümden bahsetmek mümkün değildir. İbni Abidin merhum Reddul Muhtarda kısmen bu duruma işaret ederek söyle demektedir:

Hanefi fukahasına göre, sihir ile küfrü icap ettiren şey murad edilmiştir. Nitekim Allah Tealanin, «Halbuki onlar (o iki melek), biz ancak fitneyiz (imtihan için gönderilmişizdir), sakin sihir yapip da kafir olma demedikçe, hiç kimseye sihir öğretmezlerdi.» (Sure-i Bakara, 102) ayeti kerimesi de bunu ifade etmektedir. Buna göre, küfrü gerektirmeyen şeye sihir denilmez.

Bazı bilgisiz kimseler, Allah Tealanın izni olmadan sihrin zarar veya fayda verdiğine inanırlar. Bu mümkün değildir. Kuranı Kerimde, «Onlar bununla (sihir ile) Allahın izni olmaksızın hiç kimseye zarar veremezler.» (Sure-i Bakara, 102) buyurulmuştur. İslam alimleri, sihir yapmanın haram olduğu hususunda ittifak halindedirler. Bu hususta hiçbir ihtilaf yoktur.

İbni Kesir merhum tefsirinde, sihre maruz kalan kimselere su tavsiyede bulunmaktadır:Bana göre sihri gidermek için en faydalı yol; Allah Tealanın Resülüne gönderdiği felak ve nas surelerini okumaktır. Hadisi şerifte, Allaha sığınan hiç kimse, iki sığınma duası gibi tesirli bir dua ile sığınamaz.(1/147) buyurulmustur

Son olarak Diyoruz ki;

Sihir, insanin nefsindeki habaseti, baska bir habasete baglayarak, bir baskasina havale etmektir.

Önemli olan tavsiyede Sihri Gidermek İcin...

...vakit namazlarinin son iki rekat sunnetlerinin edasinda, Fatihadan sonra zammi sure olarak birinci rekatte Felak, ikinci rekatte de Nas surelerini okunması


Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ



    HZ.MUHAMMED(S.A.V) ANNESİNİN HAYATI


    NURLU OĞUL ve Hz.HACER


    PEYGAMBERİMİZİN(S.A.V) SON İKİ GÜNÜ


    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    EN ÇOK OKUNANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV